Aktüel Kimya

Biz hayatı kimya ile açıklıyoruz. Kimyasız hayatı düşünemiyor, hayatımıza kimya ile anlam katmaya çalıyoruz. Günlük hayatta kimya ile ilgili ip uçlarını bu blogda veriyoruz.
Hasan Öz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hasan Öz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2024 Cuma

Bir Çakmak Ölüm

Uçucu madde kullanımı gençleri etkileyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya başladı. Yapıştırıcı, tiner gibi uçucu madde kullanımından sonra şimdi de çakmak gazı koklama gençleri ölüme götürmektedir. Yapıştırıcılar, tiner, sporcuların tedavilerinde kullanılan soğutucu spreyler, çakmak gazı, aseton en yaygın kullanılan uçucu maddelerdir.

Uçucu maddeler solunum yolu ile alınmaktadır. Torbanın içinden veya bir beze emdirilen uçucu maddeler solunarak vücuda alınırlar. Uçucu maddeler kısa sürede ortamdan uzaklaştığı için bu etkiyi arttırmak için uçucu madde bir naylon torbaya doldurulup, kafa bu torbaya sokulmaktadır. Uçucu madde kullanımı bilinç kaybı ve ölümlere neden olmaktadır.

Yılda yaklaşık 10 çocuk veya gencimizi çakmak gazı koklamaya bağlı ölüme kurban vermekteyiz. Son zamanlarda benzer vakaların artmış olması konunun ciddiyetini arttırmaktadır. Çakmak gazı genellikle uçuculuğu yüksek bütan gazından oluşmaktadır. Bazen propan gazı da kullanılmaktadır. Bütan gazı tüp içinde satılır ve LPG  ya da tüp gaz olarak adlandırılır. Ayrıca çakmaklarda yakıt olarak ve sprey ürünlerde itici gaz olarak kullanılır. Bütan, (n-bütan) dört karbon atomu içeren dalsız bir bileşiktir: CH3CH2CH2CH3. Bütan renksiz, kaynama noktası  -0,5 oC olan yanıcı bir gazdır. Çakmak gazı diğer uçucu maddelere göre üç kat daha öldürücüdür.

Çakmak gazının koklanmasıyla birlikte akciğerler yoluyla hızla beyne ve diğer organlara yayılır. Kısa sürede alkolün gösterdiği etkiye benzer etkiler görülür: Konuşma bozukluğu hareketlerde bozukluk, baş dönmesi ve coşku hali görülür.  Bu hali gevşeme ve uyku hali takip eder.  Aşırı koklama durumunda kalp ritim bozuklukları, tansiyon yükselmesi, saldırganlık ve intihar teşebbüsü görülebilmektedir.  Bütan gazı koklanması sonucu oksijen eksikliği ve kalp ritim bozukluğuna bağlı ani ölümler meydana gelmektedir.  Bütan gazının direkt olarak kalp kası üzerine toksik etkisi söz konusudur. Kalp ritmindeki bozulmalar ölüm nedeni olabilmektedir. Uzun süreli kullanımlarda ölüm gerçekleşmemişse bile karaciğer ve böbrek yetmezliği gelişebilir. Ayrıca kronik yorgunluk, kronik baş ağrısı, depresyon, kişilik değişiklikleri, nefes darlığı, gözlerde kızarıklık, göğüs ağrısı gibi etkiler gözlenebilir.  Çakmak gazının direkt boğaza püskürtülmesi kaynama noktası çok düşük olan gazın efüzyonla birlikte -20 oC’lere kadar soğumasına sebep olur.  Bu kadar soğuk bir gaz gırtlakta uzun süreli spazma ve ölüme neden olabilir. Ayrıca bütan gazı koklanması beyin veya akciğerde ödeme neden olmakta, boğulmaya benzer ölümler gerçekleşebilmektedir.

Bu kadar tehlikeli olan çakmak gazı kullanımının erken dönemlerde tespit edilmesi önemlidir. Aileler çocuklarında bütan gazı kullanımı sonrasında oluşan sarhoşluk hali ve denge bozuklukları gibi belirtileri gözlemleyerek; profesyonel yardım alma yoluna gitmelidir. Sağlık Bakanlığı 18 yaşından küçük çocuklara çakmak gazı satışını yasaklasa da bu satışı yapanlara caydırıcı cezalar uygulanmalıdır. Bütan gazı metabolitleri idrar testlerinde saptanamadığı için analizlerle değil çocuktaki değişikliklerle durum tespit edilmelidir.

Dr.Kimyager Hasan ÖZ
hasanmail@hotmail.com

Devamını Oku »

25 Nisan 2024 Perşembe

Bitkisel İlaçlarda Kalite Sorunları

Dr.Kimyager Hasan ÖZ
hasanmail@hotmail.com


Özet
Son yıllarda bitkisel tıbba karşı ilgi hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde belirgin bir şekilde artmıştır. Bunun sonucu olarak bitkisel ilaçların kalite ve güvenlik sorunu sağlık otoriteleri ve halk için önemli bir konu haline gelmiştir.

Devamını Oku »

Krem Formülleri Üzerine

Kremler kozmetiğin vazgeçilmez ürünleridir. Yaşlanmayı önleyici, cildi koruyucu, nemlendirici, bakım, onarıcı, temizleyici, gece kremi…. Pek çok çeşidi mevcut.

Devamını Oku »

Tehlikeli Top 10

1-Triklosan
2-PFCs
3-Ağır Metaller
4-Stiren
5-Ftalatlar
6-Parabenler
7-Alev Geciktiriciler
8-BPA/BPS
9-Formaldehit
10-Dioksinler


1-Triklosan:Kozmetik ve temizlik ürünlerinde kullanılan antibakteriyel ve anti mantar ajanlardan biridir. Antibakteriyel sabunlar, diş macunu, deodorantlar, kişisel bakım ürünleri, okul gereçleri(kalem, hesap makinesi, makas), plastik oyuncaklar, temizlik malzemeleri, çamaşır yıkama ürünleri, tekstil ürünleri, halılar ve yapıştırıcılarda kullanılabilmektedir. Bu kimyasalın hormonal bozukluklara, kas sisteminde bozukluklara, gebelik anomalilerine, cilt, göz ve akciğerde tahrişe neden olduğu ileri sürülmektedir.

2-PFCs: Poliflorlu bileşikler olan PFC’ler halı, teflon tencere ve tavalar, şampuan, diş ipi, oje, boya ve cilalar, temizlik ürünleri, elektronik ürünlerde kullanılabilmektedir. Bu kimyasalın potansiyel sağlık etkileri şunlardır: Kanser, böbrek rahatsızlıkları, tiroid,  kalp krizi, karaciğer rahatsızlıkları.

3-Ağır Metaller: Kullandığımız ürünlerdeki sağlığa zararlı ağır metaller; antimon, arsenik, berilyum, kadmiyum, krom, kurşun, civa, nikel sayılabilir. Bu ağır metallere hava, su, oyuncaklar, elektronik ürünler, takılar vb. pek çok yolla maruz kalabiliriz. Ağır metaller başta kanser olmak üzere pek çok sağlık problemi ve hastalığa neden olmaktadır.

3.a-Antimon: Oyuncaklar, kıyafetler, boyalar, piller, plastikler de bulunabilir. Kalp rahatsızlıkları, üreme bozuklukları, solunum rahatsızlıkları, ciltte tahriş, böbrek ve mide sorunlarına neden olabilir.
3.b-Arsenik: Elektronik ürünler ve basınçlar işlenmiş tahta ürünlerde bulunabilir. Arseniğin kanserojen olduğu bilinmektedir.
3.c-Berilyum: Televizyonlar, bilgisayarlar, hesap makineleri, elektrik ve elektronik ürünlerinde bulunabilir. Akciğer rahatsızlıkları ve kansere neden olabilmektedir.
3.d-Kadmiyum: Piller, metal içerikli oyuncaklar, boyalar, fotovoltaik araçlar ve plastik ürünlerde bulunabilir. Bilişsel bozukluklar, akciğer rahatsızlıkları ve kanser, böbrek hastalıkları ve kemiklerde zayıflığa neden olabilir.
3.e-Krom: Çelik ve metal alaşımları, krom kaplamalar, boya ve pigmentler, deri ve ahşap ürünler, tekstiller, fotokopi makinesi tonerlerinde bulunabilir. Akciğer hastalıkları ve kanser, gastrointestinal ve nörolojik etkiler ile üreme üzerine etkileri olduğu ileri sürülmektedir.
3.f-Kobalt: Alaşımlar, piller, boyalar ve pigmentler (kobalt mavisi), mıknatıslar, lastikler, seramiklerde bulunabilir. Akciğer sorunları, ciltte tahriş, tiroid üzerine etkilere neden olabilir.
3.g-Kurşun: Oyuncaklar, seramik, boyalar, ruj, plastik ürünler, tekstil ürünlerinde bulunabilir. Sağlık üzerindeki potansiyel etkileri; beyin ve sinir sistemi hasarları, davranış ve öğrenme sorunları, düşük IQ, işitme sorunları, anemi, hipertansiyon, böbrek fonksiyonlarında azalma, üreme sorunları olarak sıralanabilir.
3.h-Civa: Piller, boyalar, elektronik ürünler, lamba ve ampuller ile termometrelerde bulunabilir. Gelişim sorunları, böbrek rahatsızlıkları, nörolojik rahatsızlıklar, merkezi sinir sistemi, gastrointestinal sistem ve solunum üzerine etkileri olduğu söylemektedir.
3.i-Nikel: Madeni para, takı, nikel kaplamalar, seramik ve pillerde bulunabilir. Kanser, akciğer rahatsızlıkları ve alerjik reaksiyonlara neden olduğu ileri sürülmektedir.

4-Stiren: Petrol yan ürünü olan stiren ‘köpük’ olarak da bilinmektedir. Plastik, lastik ve reçine yapımında kullanılır. Elde edilen ham maddeler strafor bardak ve gıda kapları, köpük ambalajlar, yapı ve ev bakım ürünleri, fiberglas ve yalıtım ürünleri, halı, kauçuk  ve plastiklerde bulunur. Sağlık üzerindeki potansiyel etkileri; kanser (lösemi, lenfoma), karaciğer, böbrek ve dalakta hasar, sinir sistemi rahatsızlıklar, solumun ve gözde tahriş, gastointestinal rahatsızlıklar, görme ve işitme kaybı, hafıza ve konsantrasyonda bozuk olduğu söylenmektedir.

5-Ftalatlar: PVC ürünlerinde bulunmaktadır. Vinil kaplamalar, inşaat malzemeleri, yemek kapları, kişisel bakım ürünleri ve parfümlerde bulunabilir. Erkek üreme sistemi üzerinde rahatsızlıklara (kısırlık, sperm sayısında azalma, penis malformasyonu) neden olduğu bildirilmektedir.

6-Paraben Kişisel bakım ürünleri, güneşten korunma ürünleri, şampuan, saç kremi, saç şekillendirme ürünlerinde bulunabilir. Hormonal bozukluklara (östrojeni taklit etme, testosteronu inhibe etme) neden olduğu ileri sürülmektedir.

7-Alev Geciktiriciler: Elektronik ve kanepe, paspas köpük yastıklar gibi plastik içerikli ürünler ile yalıtım malzemelerinde sıklıkla kullanılırlar. Sağlık üzerindeki potansiyel etkileri; karaciğer, böbrek, testis ve böbrek üstü bezi kanseri şeklinde sıralanabilir.

8-BPA/BPS: Bisfenol A(BPA) geri dönüşüm sembolü ‘7’ ve  polikarbon ‘PC’ işaretli plastik kaplarda bulunabilir. Fakat tüm  geri dönüşüm sembolü ‘7’ taşıyan plastiklerde bulunmayabilir. Bunun için ‘BPA içermez’ ibaresi bulunan ürünleri tercih ediniz. Konserve kavanozlarının metal kapaklarında aksi belirtilmemişse BPA bazlı astar kullanılmış olabilir. BPA’nın  konserve gıdalar, polikarbon plastik ürünler, oyuncaklar, bahçe hortumları ve yazar kasa fişlerinde bulunabileceği bildirilmektedir.  Bisfenol S (BPS)’nin de yazar kasa fişlerinde bulunabileceği söylenmektedir. BPA’nın çocuklarda bilişsel ve davranışsal bozuklara yol açabileceği, hormonal bozukluklara yol açarak; prostat üzerine olumsuz etkileri olduğu bildirilmektedir. BPS de hormonal bozukluklara yol açabilmektedir.

9-Formaldehit: Yaygın olarak losyonlar, duş jeli, şampuan, inşaat malzemeleri ve tekstil ürünlerinde bulunabilmektedir. Formaldehitin kanser (burun, boğaz, lösemi), göz, burun, boğaz tahrişi, kontakt dermatite neden olabileceği ve astımı tetikleyebileceği bildirilmektedir.

10-Dioksinler: Dioksinler doğal olarak bulunan bileşikler değildir. Çeşitli endüstriyel faaliyetler sırasında oluşur, çevreye zararlı olduğu kadar insan sağlığına da zararlıdır. Dioksinler klor veya brom içeren endüstriyel üretim esnasında veya klor varlığında organik bir maddenin yanması sonucu oluşurlar. Metal işleme ve eritme işlemleri, örneğin demir, kurşun, çinko, bakır, mağnezyum ve titanyum eritilmesi ve işlemesi, çelik üretimi sırasında dioksinler oluşabilir. Kağıt hamurunun beyazlatılması sırasında klor ve klorlu bileşikler kulanılmaktadır. Kağıt hamurunun pişirilmesi sırasında bu klorlu bileşikler dioksinlere dönüşmektedir. PVC, klorobenzen, halojenlenmiş difenil eterleri, boya ve pigmentler gibi klorlu bileşikler ile klorun kimyasal üretimi sırasında dioksinler oluşabilmektedir. Dioksin çoğunlukla insan vücuduna gıdalarla et, süt ve balık ürünlerinin tüketimiyle alınmaktadır. Dioksinlerin sebep olduğu başlıca kanser türleri; sindirim, karaciğer ve göğüs kanserleridir. Anne kanında bulunan dioksinin fetüse veya plesantaya geçmesi sonucu; gelişme bozuklukları, lenfoid ve gonadal atrofi, kloroakne, hepatotoksisite, damak yarığı, kusurlu böbrek oluşumu gibi doğuma ait bozukluklar meydana gelebilmektedir.

Dr.Kimyager Hasan ÖZ



Devamını Oku »

Sahte İçkiye Dikkat

Yılbaşına sayılı günler kala ‘Sahte İçki’ konusunda dikkatli olmak gerekir. Aslında en güzeli bu zararlı alışkanlığı terk etmek ama bu kişisel bir tercihtir. Sahte içki konusunda en büyük sahtekarlık alkol konusunda yapılmaktadır. Çünkü içki üretiminden yüksek maliyet kalemlerinden biri alkoldür. Ölümlere neden olabilen bu sahtekarlık etil alkol yerine metil alkol kullanılmasıyla yapılmaktadır.

Metil alkol (metanol) odun talaşının damıtılmasıyla edilmesi ile elde edilir. Doğal olarak hiçbir canlı fermantasyonla metil alkol üretemez. Çok az miktardaki metanol dahi canlı organizma için zehirdir. 25 gram metanol içilirse; insanlarda körlüğe neden olur. Endüstride boya inceltici, teksir makine sıvısı, antifriz, cam temizleyici gibi maddelerin yapımında kullanılır. Saf metanol 1 atm basınçta 64,6 oC’de kaynayan akışkan bir sıvı olup, parlak olmayan mavimsi bir alevle yanar[1].

İçkilerde bulunan ve bulunması gereken alkol çeşidi etil alkoldür (etanol). Etanol, bitkisel alkoldür. Renksiz ve yanıcı bir kimyasal bileşiktir. Alkollü içeceklerde kullanılan tek alkol türüdür. Ayrıca ilaçlarda da kullanılabilmektedir. Kimyasal formülü C2H6O olup EtOH ya da C2H5OH olarak da ifade edilmektedir. Saf etanol 1 atm basınçta 78,4 oC’de kaynamaktadır[2].


Etil alkolün bitkisel hammaddeden elde edilmesinde bir miktar metil alkol de oluşabilir. Ayrıca çeşitli gıda maddelerinde üretim sırasında içerikteki kimyasalların etkileşmesi sonucu etil alkol oluşabilmektedir. Bu nedenle Türk Gıda Kodesi Alkolsüz İçecekler Tebliği ne göre üretimin doğasından kaynaklı etil alkol miktarı en çok 3,0 g/L’dir[3].  Türk Gıda Kodeksi'ne göre alkollü içeceklerden rakıda bulunmasına izin verilen metil alkol miktarı en fazla 150 gr/hektolitre, brendi / brandy / weinbrandda, en fazla 200 gr/hektolitre, üzüm cibresi distilat içkisinde en fazla 1000 gr/hektolitre’den fazla olmamalıdır[4]. Bu miktardan yüksek oranlarda metil alkol içeren ürünler sağlık açısından riskli olarak değerlendirilir.

Sahte İçki Nasıl Zehirler?

Sahte içki aracılığıyla alınan metil alkol, akan karışır. Kan yoluyla karaciğere gelen metil alkol önce, alkol dehidrogenaz ve formaldehid dehidrogenaz enzimleri tarafından önce yavaş olarak formaldehide, daha  sonra aldehit dehidrogenaz enzimi ile formik aside metabolize edilir. Bu dönüşüm etil alkole oranla 5-10 kere daha yavaş oluşur. Yavaş yıkılım, metil alkolün organizmada birikimine neden olur. Formik asit sitokrom c oksidaz aktivitesini inhibe eder. Oluşan  asidozun ana kaynağı formik asid olmakla birlikte laktik asid birikimi de asidoza katkıda bulunur. Oluşan  format ve laktik asid anyon açığının artışına neden olur. Ayrıca körlük oluşumu birincil olarak formik  aside bağlıdır[5].

Metil alkolün kandaki düzeyi 20 miligram/100ml üstünde olan dozlar toksik, yani zehirleyici doz olarak kabul edilmektedir. 40 miligram/100ml üstü çok ciddi bozukluklara yol açmakta, 80-100 miligram/100 ml düzey genellikle sınır düzeyi olarak kabul edilmektedir. Yani alınan metil alkol miktarına bağlı olarak, alınan 4-15 ml miktar  körlük, 15-100 ml dozda ölüm meydana gelebilmektedir[6].

Zehirlenme belirtileri 12 - 24 saate kadar görülmeyebilir. Zehirlenme mide bulantısı, karın ağrısı, baş dönmesi, güçsüzlük gibi belirtilerle başlar ve merkezi sinir sisteminde çökme, körlük, tansiyon düşüklüğü, koma, ölüm ve bu olumsuz tablonun ciddi sonuçları olarak ortaya çıkar[5]. Gerçek içki nedeniyle ortaya çıkan şikayetler zamanla azalır. Sahte içki zehirlenmesinde şikayetler gittikçe artar, görme bozuklukları gibi şikayetler şiddetlenir.

Tedavi Şekilleri
Hastanın etkilenme durumuna ve etkilenme özelliklerine göre farklı tedaviler uygulanmaktadır: Sıvı tedavileri, mide yıkanması, aktif karbon uygulaması, asidoz tedavisi vitamin uygulamaları, diyaliz uygulamaları, özel ilaçlar (panzehir özelliği gösteren) ve etil alkol tedavileri gibi.

Sahte İçkiye Karşı Ne Gibi Önlemler Alınabilir?

Alkollü içeceğin satış fiyatı  ‘çok uygunsa’, mutlaka bir daha düşünün! Toplu şekilde içki servis eden işletmeler, yetkili dağıtıcılar dışındaki firmalardan alım yapmamaya özen göstermek zorundadır. Sahte içkinin ambalaj bilgilerine dikkat ederek anlaşılabilir:

1- İçkilerin orijinal ambalajında olup olmadığına dikkat edilmelidir. Yıpranmış ambalajlı ürünler kesinlikle alınmamalıdır.
2-İçki şişesinin üzerinde bakanlık onaylı kayıt numarası olup olmadığı kontrol edilir.
3- Ambalaj üzerinde TAPDK bandrolü aranmalıdır. Bandrol üzerindeki logolar yukarı-aşağı yönde hareket ettirildiğinde ve farklı açılardan bakılmak suretiyle kontrol edildiğinde, mavi-turkuvaz renk dönüşümüne dikkat edilmelidir.
4- Tüketim öncesi içkinin göz önünde açılması sağlanmalıdır. Kapağı açık ürünler alınmamalıdır. Ayrıca kapağın orijinal olmasına dikkat edilmelidir. Bazen kapak Japon yapıştırıcısı ile yapıştırılıp, ilk açılışta ‘tık’ sesinin gelmesi sağlanmaktadır.
5-Şişenin arka yüzünde Türkçe bilgilendirme etiketi olmasına dikkat edilmelidir.
6-Alkollü içki alınırken mutlaka fiş veya fatura alınız.
7- Şüphelenilen durumlarda, 174 Alo Gıda Hattı aranabilir[7, 8].


Yük.Kimyager Hasan ÖZ
hasanmail@hotmail.com


Kaynaklar

[1] Wikipedia, Metanol, http://tr.wikipedia.org/wiki/Metanol, Erişim tarihi:18.12.2013
[2] Wikipedia, Etanol, http://tr.wikipedia.org/wiki/Etanol, Erişim tarihi:18.12.2013
[3] Türk Gıda Kodeksi, Alkolsüz İçecekler Tebliği, http://mevzuat.basbakanlik.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=9.5.11376&MevzuatIliski=0&sourceXmlSearch=alkols%C3%BCz , Erişim Tarihi:18.12.2013
[4] Türk Gıda Kodeksi, Distile Alkollü İçecekler Tebliği, http://mevzuat.basbakanlik.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=9.5.7993&MevzuatIliski=0&sourceXmlSearch=2005/11, Erişim Tarihi:18.12.2013
[5] Türk Farmakoloji Derneği, Metanol Zehirlenmesinde Tanı ve Tedavi Rehberi, http://www.tfd.org.tr/eski/metil_alkol_zehirlenmesi.pdf, Erişim tarihi:18.12.2013
[6] Sahte Alkol Zehirlenmesi ve Tedavisi, http://www.turkmedikal.com/sahte-alkol-zehirlenmesi-ve-tedavisi.htm, Erişim tarihi:18.12.2013
[7] Olay.com.tr, Sahte İçkiyi Nasıl Anlarsınız?, http://www.olay.com.tr/haber/yasam-26691/sahte-ickiyi-nasil-anlarsiniz-135236.html#.UrLg9tJdVEI, Erişim tarihi:18.12.2013

[8] Ensonhaber.com, Sahte İçkiyi Nasıl Anlarsınız?,  http://www.ensonhaber.com/sahte-icki-nasil-anlasilir-2012-12-27.html, Erişim tarihi:18.12.2013

Devamını Oku »

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Enerji İçecekleri




Özellikle büyük şehirlerde yoğun iş temposu ve günlük hayattaki faaliyetlerimiz gereği çok fazla enerjiye ihtiyacımız olabilir. Bu noktada içecek firmaları ‘enerji içecekleri’ni karşımıza alternatif olarak çıkarmaktadır. Enerji içeceklerinin kullanımı 90’lı yıllardan beri özellikle genç tüketiciler arasında giderek artmaktadır. Peki nedir bu enerji içeceklerinin etkileri? Enerji içecekleri; Türk Gıda Kodeksi yönetmeliği, enerji içecekleri tebliğinde (tebliğ no 2006/47) “bileşimindeki yararlanılabilir karbonhidrat içeriği nedeniyle insan vücuduna enerji sağlayan ve ürün özelliklerinde limitleri belirlenen fonksiyonel maddeleri, vitamin ve mineralleri de içerebilen içecekleri ifade eder” şeklinde tanımlanmaktadır [1].

Enerji içeceklerinin içeriği:

Firmalara göre bileşim değişmekle birlikte; enerji içecekleri kafein, gingseng, şeker, vitamin B, carnitine, ginko biloba, taurin, inositol, guarana tohumu, glukoranolakton, creatine içermektedir. En dikkat çekici bileşim kafeindir. Çoğu enerji içeceği fazla miktarda kafein içerir, bu da kısa süreli bir enerji artışına neden olmaktadır. Diğer dikkat çekici içerik şekerler de enerji artışına katkıda bulunurlar. Ancak enerji içeceklerinin sağladığı bu kısa süreli enerji artışları bazı sağlık problemlerine neden olabilmektedir.
Enerji içecekleri tebliğine göre;  enerji içeceklerinin karbonhidratlardan sağlanan enerji değeri 100 ml’de 45 kcal’den az olmamalıdır. Ayrıca ürünlerin kafein miktarı 150 mg/L’den fazla olmamalıdır. Bu Tebliğ kapsamında yer alan ürünlerin bileşimin;
-İnositol                     100 mg/L
-Glukoronolakton      20 mg/L
 -Taurin                  800 mg/L’den fazla olmamalıdır. Alkol miktarı hacmen % 0,05 den fazla olmamalıdır [1].
             
-Kafein: Enerji içeceklerindeki kafein reaksiyon süresini kısaltarak, içeceğin kısa sürede etki göstermesine katkıda bulunmaktadır. Kafein kullanımdan ilk 15 dakika içerisinde etkisini hissettirebilmektedir.  Merkezi sinir sistemini direkt olarak etkilediği için, ortalama 7 saat boyunca; beynin odaklanmasını en üst düzeye taşıma, hafıza performansını iyileştirme, fiziksel performansı iyileştirme, kas onarımı hızlandırma gibi etkiler gösterebilmektedir.


Kafein ve glikozu birlikte içeren enerji içeceklerinin, uzun süreli aktiviteler sonucu oluşan yorgunlukta ve bilişsel performansta iyileşmeye neden olduğu çalışmalar mevcuttur [2, 3].  Günlük alarak alınması gereken kafein miktarı aşılmadıkça, kafeinin sağlık açısından zararı bulunmamasına rağmen, bu doz aşıldığında sinirlilik, gerginlik, uykusuzluk, idrara çıkışta artış, aritmi, karın ağrısı, kemik yoğunluğunda azalma gibi etkiler görülebilmektedir.  Ayrıca kafein etkileri bakımından bazı risk gruplarının  (gebeler, çocuklar, tansiyon ve kalp hastalar v.b) kafein tüketimi konusunda dikkatli olması gerekmektedir. Enerji içeceklerindeki yüksek  kafein ayrıca diüretik etki yaparak; vücuttan aşırı sıvı kaybına neden olmaktadır. Enerji içeceklerindeki kafein miktarı normal sınırlarda olsa da içeriğe eklenen ginseng ve guarana kafeinin etkisini arttırmaktadır [4]. Ayrıca bilinçsiz enerji içeceği tüketimin alınan kafein miktarının günlük alınması gerekenden  daha fazla alınmasına sebep olabilmektedir.

-Ginseng: Pek çok çeşidi olmasına karşılık, yüzyılardır Asya’da hafızayı ve kuvveti geliştirmek için kullanılmıştır. Araştırmaların bir çoğu Asya veya Kore ginsengi olarak bilinen ‘Panax Giseng’ üzerine yoğunlaşmıştır. Giseng Ginsenoside aktif maddesinden oluşmaktadır. Bu aktif bileşenin anti-inflamatuar, anti-oksidant ve anti kanser etkileri bulunmaktadır [5].

Bitki ilaç etkileşimi söz konusu olabilmektedir. Antidiyabetik ilaçlarla birlikte alındığında, hipoglisemi riski bulunmaktadır. Ayrıca diyare, vajinal kanama, şiddetli baş ağrısı, Stevens-Johnson sendromu gibi ciddi yan etkileri de olabilmektedir [4]. Bu nedenle diyabet ilacı kullananlar ile diğer risk grubundaki kişilerin ginsengi tek veya enerji içeceği olarak tüketiminde dikkatli olmaları gerekmektedir.

-Guarana: Güney Amerika kaynaklı ‘Paullinia cupana’ bitkisinin tohumlarından elde edilen uyarıcı özelliği olan bir maddedir. Yüksek oranda kafein, teobromin, teofilin ve tanin içermektedir. 1 gram guarana ekstratı yaklaşık 40-80 mg kafein içermektedir. Fakat guarana içeriğindeki kafein miktarı her zaman,  enerji içeceğinin etiketindeki kafein içeriğine dahil edilmemektedir [6]. Böylece içeceğin içerindeki kafein miktatı normalden daha fazla olmaktadır.

-Taurin: Vücutta protein metabolizması sonucu oluşturulan doğal bir amino asittir.  Methiyonin ve sistinden türetilen sülfür türevi bir aminoasittir.

Vücuttaki nörolojik fonksiyonları ve nörolojik iletişim mekanizmasını kuvvetlendirir. Ayrıca kalp atım ve kas kasılmalarına yardımcı olmaktadır.  Enerji içeceklerinin bileşeni olan ve uyarıcı etkileri olduğu iddia edilen taurinin, yapılan bir çalışmada bu etkisi gösterilememiştir [7].  Enerji içeceklerinde kullanılan taurin doğal taurin olmayıp, sentetik olarak üretilmektedir. Taurinin yüksek doz, uzun süre kullanımının etkileri hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır [4].

- Glukoronolakton: Vücutta doğal olarak glikoz yıkımı sırasında oluşan bir bileşiktir. Ancak enerji içecelerinde sentetik glukoronolakton kullanılmaktadır. Bu içeceklerlerde enerji arttırmaya katkı sağlaması için ilave edilmektedir. Enerji içeceklerindeki üç bileşen; kafein, taurin, glukoronolaktan kombinasyonun sağlığa zararı üzerine yeterli çalışma bulunmamaktadır.

Enerji içeceğindeki üç bileşenin (kafein, taurin, glukoronolakton) mental performans üzerine olumlu etkisi olduğu belirlenmiştir. Bu etkiler, kafeinin purinerjik (adenosinerjik) reseptörler ve taurinin reseptör düzenleyici etkisi ile açıklanmıştır [8].

-İnositol: Vitamin B-8 olarak da adlandırılan inositol, bir B kompleks vitaminidir. Fakat vücutta bağırsaklarda zararsız bakteriler tarafından sentezlendiğinden tam olarak bir vitamin olarak kabul edilmemektedir. En yayfın şekli myo-inositoldur.

İnositol yağ asitleriyle birlikte, hücre membranlarının oluşumu için gerekli fosfolipidlerin şekillenmesini sağlar.  Ayrıca vücutta hücreler arası iletişimde rol oynamaktadır.  Yoğun olarak beyin, kalp ve gözün lens tabakasında bulunmaktadır [9]. Günlük ne kadar tüketilmesi veya aşırı tüketiminin zararları üzerine yeterli veri mevcut değildir. 

Karnitin: Karnitin, genellikle karaciğer ve böbreklerde sentezlenen, lizin ve metiyonin amino asitlerinden oluşan bir dördüncül amonyum katyonudur.

Yağların oksidasyonunda rol oynayan amino asit türevidir. Diyette yeterli miktarda bulunmakta ve vücutta sentez edilmektedir. Uzun zincirli yağ asitlerinin mitokondriyal
zardan transportu için gerekli bir kofaktördür. Vücutta doğal olarak sentezlenebildiği için diyetle ek olarak alınmasına gerek yoktur. Enerji içecekleri reklamlarında “yağ yakmak” ve “dayanma gücünü artırmak” için gereklidir iddiaları yer almasına rağmen; apılan bir çalışmada, sporcuların yorucu bir egzersiz sırasında kas karnitin depolarında önemli bir değişiklik olmadığı bulunmuştur [4] .

Yukarıda enerji içeceklerinin içeriğindeki temel maddeleri ve etkilerini kısaca açıklamaya çalıştık. İncelediğimiz bileşiklerin bir çoğu vücuttak doğal olarak sentezlenebilen ve faydaları olan bileşiklerdir. Ancak enerji içeceklerindeki bu bileşikler sentetik maddeler olup, bir arada bulunduklarında farklı etki mekanizması gösterebilme ihtimalleri bulunmaktadır. Her ne kadar bir arada bulunduklarında sağlığa zararlı olduklarına dair yeterli çalışma olmasa da, enerji içeceklerine bu açıdan bakmak gerekmektedir.

Enerji içeceklerindeki büyük yanılgılardan biri spor esnasında veya spordan sonra kullanımıdır. Enerji içecekleri sporcu içeceği değildir. Zaten Enerji İçecekleri Tebliğine [1] göre; etiketlerinde ‘Sporcu İçeceği Değildir’ ibaresinin yazılması zorunludur. Enerji içeceklerindeki en büyük risk kafein oranıdır. Bu oran her ne kadar yasal limitler dahilinde olsa da; enerji içeceklerini bilinçsizce tüketen gençler için tekhlike oluşturmaktadır. 1 porsiyon içecekle günlük alınması gereken doz alınabilir. Fakat aşırı miktarda enerji içeceği tüketimiyle alınması gerekenden daha fazla kafein alınabilmektedir. Bunun sonucu ekstra sıvı ve elektrolit kaybı meydana gelebilir. Kafeine bağlı dehitratasyon sonucu kalp kası zorlanır ve aritmi ve hatta ölümler meydana gelebilmektedir. 2000 yılında İrlanda’da bir basketçi; maç önceside 4 kutu enerji içetikten sonra, basket oynarken ölmüştür. Fakat ölümün enerji içeceğine bağlı olduğuna dair bir bulguya rastlanamamış, aritmiye bağlı kalp bloğu sonuçu öldüğü açıklanmıştır. Kafeine duyarlı olan; yüksek tansiyon, kalıp rahatsızlığı olan vey gebeler gibi kişilerin enerji içeceklerine dikkatle yaklaşmaşı, doktorlarına danışmaları gerekmektedir. Enerji içeceklerindeki bir diğer risk de yüksek şeker oranıdır. Alınan fazla şeker özellikle gelişme çağındaki gençlerde obeziteye neden olabilmektedir.

Enerji içeceklerinin teklikeli olup olmayacağı tartışılırken; son yıllarda özellikle öğrenciler arasında, enerji içeceklerinin alkolle tüketiminin popüler hale gelmiştir. Yapılan araştırmalarda alkol ve enerji içeceğinin birlikte tüketimi, alkol sarhoşluğunun bazı semptomları ile ilgili bireysel algıları azaltmasına karşın, bazı etkiler üzerine bir değişiklik gözlenmemiştir [10]. Alkol de dehidratasyona neden olmakta, enerji içeceği ile alkol bir arada tüketildiğinde bu etki ikiye katlanmaktadır. Ayrıca aşırı uyarıcı ve depresan yüklemesiyle beyine karmaşık sinyaller gönderilmektedir. Ayrıca kefein alkolün uyku oluşturucu etkisini azaltmakta, daha fazla alkol tüketimine neden olmaktadır. Bu sebeple enerji içecekleri kesinlikle alkolle karıştırılarak tüketilmemelidir. Enerji İçecekleri Tebliğine [1] göre; etiketlerinde ‘Alkol ile karıştırılarak veya beraber tüketilmemelidir’ ibaresinin yazılması zorunludur. Bu uyarı dikkate alınmalıdır.

Uyarılar
Enerji İçecekleri Tebliğine [1] göre; enerki içecekleri alkol ile karıştırılarak veya beraber tüketilmemelidir. Çocuklar, 18 yaş altı kişiler, yaşlılar, diabetikler, yüksek tansiyonu olanlar, gebe ve emzikli kadınlar, metabolik hastalığı olanlar, böbrek yetmezliği olanlar ile kafeine hassas kişiler için tavsiye edilmez. Enerji içeceği sporcu içeceği değildir, yoğun fiziksel aktivite sırasında veya sonrasında tüketilmemelidir. Günlük 500 ml’den fazla enerji içeceği  tüketilmesi tavsiye edilmemktedir. Tebliğe göre bu uyarıların etikete de yazılması yasal bir zorunluluktur. Tüketicilerin bu uyarılara uyması, kendi yararlarına olacaktır.

Sonuç
Vücudumuzun enerjiye ihtiyacı olduğu bir gerçek, fakat bu enerji ihtiyacının doğal besinlerden sağlanması son derece önemlidir. Enerji içeceklerinin kısa vadede ve normal dozlarda tüketilmesinin etkisi bulunmamasına rağmen özellikle çocuklarda ve gençlerde uzun süreli aşırı dozlarda tüketilmesi zararlı olabilmektedir. Enerji içecekleri için kutularında yazan uyarılar mutlaka dikkate alınmalı, belirgin rahatsızlığu bulunanlar ile risk grubunda bulunanların doktorlarına danışarak tüketmeleri gerekmektedir. Ayrıca enerji içecekleri alkol veya diğer depresanlarla kesinlikle karıştırılmamalıdır. Enerji içecekleri sporcu içeceği olmadığıdan spor sırasında ve sonrasında tüketilmemeli, bu amaçla sprocu içecekleri kullanılmalıdır.
     
  
Dr.Kimyager Hasan ÖZ
hasanmail@hotmail.com


Kaynaklar

[1] Türk Gıda Kodeksi yönetmeliği, enerji içecekleri tebliği (tebliğ no 2006/47), http://www.alomaliye.com/ekim_06/turk_gida.htm
[2]  Kennedy, D.O., Scholey, A.B.,  A glucose-caffeine “energy drink” ameliorates subjective and performance deficits during prolonged cognitive demand, Appetite, 42, 331, 2004.
[3] Scholey, A.B., Kennedy, D., Cognitive and physiological effects of on “energy drink”: an evaluation of the whole drink and of glucose, caffeine and herbal flavouring fractions. Psychopharmacology, 176, 320, 2004.
[4] Babu, K.M., Church, R., Lewander, W., Energy Drinks: The new eye-opener for adolescents, Clinical Pediatric Emergency Medicine, 9, 35, 2008.
[5] Kiefer D., Pantuso T., Panax Giseng, American Family Physician, 68(8):1539-42, 2003.
[6]  Seifert S.M., Schaechter J.L., Hershorin E.R., Health effects of energy drinks on children, adolescents, and young adults, Pediatrics ,127: 511-528, 2011.
[7] Whirley, B.K., Einat, H., Taurine trials in animal models offer no support for anxiolytic, antidepressant or stimulant effects, Israel Journal of Psychiatry Related Sciences, 45 (1), 8, 2008.
[8]  Seidl, R., Peyrl, A., Nicham, R., Hausre, E.,  A taurine and caffeine-containing drink stimulates congnitive performance and well-being. Amino Acids, 19 (3-4), 635, 2000.
[9] Inositol, Finnish Food Safety Authority Evira ( Finlandiya Gıda Güvenliği Otoritesi Evira),http://www.evira.fi/portal/en/food/information_on_food/food_categories/energy_drinks/vitamins_and_other_substances_added_in_energy_drinks/inositol 
[10]  Ferreira, S.E., Mello, M., Pompeia, S., Effects of energy drink ingestion on alcohol intoxication. Alcoholism, clinical and experimental research, 30 (4), 598, 2006.

Devamını Oku »

26 Temmuz 2012 Perşembe

Kimyasal Silahlar



Kimya bazılarının elinde hayat kurtaran bir araca, bazılarının elinde öldürücü bir silaha dönüşebilir. Son günlerde medyada Suriye ile ilgili haberleri sıkça duymaktayız. Suriye elindeki kimyasal silahları kullanmakla diğer devletlere göz dağı vererek; kendi halkı için bu silahları kullanmayacağını açıkladı. Zaten kendi halkı içim kullanırlarsa bu bir intihar olur, silahı kullananlar da bundan nasibini alırlar. Çok değil biraz gerilere gidersek; Irak lideri Saddam Hüseyin’in de elinde kimyasal silah olduğu ileri sürülmüştü. Acaba tarih tekerrür mü ediyor?.. Bu gündemdeki konudan yola çıkarak bu yazımızda kimyasal silahlar konusunda bilgiler vermeye çalışacağız.

İnsan sağlığını bozucu ve öldürücü etki gösterebilen, çok geniş bir alanda etkili olabilen, gaz veya sıvı haldeki kimyasal maddelere kimyasal silahlar denilmekdir. Kimyasal silahların  ilk defa kullanımı I. Dünya Savaşı sırasında; Almanlar tarafından klorin gazının kullanılmasıyla başlamıştır. Ardından Fransızlar 1915’de fosgen gazını kullanmış ve kimyasal savaş başlamıştır.

Bazı kimyasal silah olarak kullanılan bazı gazlar tabloda verilmiştir:

Sınıfı
Gazın Adı
Sınıfı
Gazın Adı
Boğucu Gazlar
Fosgen (CG)
Kusturan Gazlar
Difenil klor-arsin
Difosgen (DP)
Adamsit
Klorin (CL)
Difenilsiyo-noarsin
Klorpikrin (PS)
Göz Yaşartan Gazlar
Kloroasetofenon (CN)
Sinir Gazları
Sarin (GB)
Orto-klorobenilidin-malononitril(CS)
Tabun (GA)
dibenz (b,f)-1,4-oxazepine (CR)
Soman (GD)
Bromobenzil siyanür
Metilfosfafonotioik asit (VX)
Uyuşturucu Gazlar
3-Quinuclidinil benzilat
Kan Zehirleyici Gazlar
Hidrojen Siyanür
Gizleyici ve Perdeleyici Sis Maddeleri
Titanyum tetraklorür
Siyanojen Klorür
Heksakloretan
Arsin
Beyaz fosfor
Yakıcı Gazlar
Sülfür Mustard (HD)
Nitrojen Mustard (HN) (hardal gazları)
Levisit ( L)
Fosgen oksim(CX)

Kimyasal silahlarda maddenin belirli bir miktarının daima uçucu özelliktedir. Katı ve sıvı kimyasal silah malzemeleri zerrecikler halinde kolayca havayla yayılabilmektedirler. Bu tür bir zerrecik, gaz gibi solunum sistemiyle vücuda girebilmekte, bazı kimyasal silah malzemeleri de derinin içine sızabilmektedir.

Kimyasal silah tehdine karşı alınılabilecek önlemler, kişileri korumaya yönelik olmaktadır. Bir ortamda kimyasal silah kullanıldığında ortamın ilgili kimyasallardan arınması belli bir zaman almaktadır. Yani kimyasal silahlardan insanların etkilenmesinin yanında hayvanlar, bitkiler ve eşyalar da bu etkiden nasibini almaktadır. Bir ortamda kimyasal silah kullanıldığı subjektif (koklama, görme, duyma ve tatma ile teşhis) ve objektif (dedektörler ve erken uyarı ve alarm cihazları ile teşhis) yöntemlerle belirlenebilir. Kimyasal silah kullanıldığı tespit edilen ortamda yapılabilecek en etki korunma yolları olarak; sığınak veya kapalı ortamlarda girmek, koruyucu maske, elbise, eldiven, bot,... vb. giymek, koruyucu ilaçlar, yanıklar için krem, temizleme malzemelerini (su, sabun, deterjan, kireç kaymağı v.b) hazırda bulundurmak sıralanabilir.  

Ev ortamında kimyasal silahlardan korunmanın en etkili yöntemi gaz maskeleridir. Sodyum hipoklorit, sodyum karbonat ve gliserin karışımına gazlı bez daldırılarak; gaz maskesi yapılarak; etkili bir şekilde korunma sağlanabilir. Kimyasal silahlardan korunmaya yönelik hazırlanmış sığınakların olmadığı yerlerde evlerin bir odası camları kapatılıp, çerçeve kenarlarını bantlarla izolo edip, kapı altlarına çamaşır suyu ile ıslatılmış havlu konulmalıdır. Kimyasal silah maddesi ile temas etmiş su, yiyecek içecek veya eşyaya dokunmamak ve kullanmamak gerekmektedir. Kimyasal silah maddesi cilde temas etmişse; sıvı sabun, sabunlu su, sodalı su, bikarbonatlı su, hipkloritli su ile ciltten derhal uzaklaştırılmalıdır. Temastan çok kısa süre sonra müdahale edilmesi yaşama şansını arttırmaktadır.

Barış ve huzur dolu bir dünyada yaşamımız dileğiyle...

Dr.Kimyager Hasan ÖZ
hasanmail@hotmail.com

Devamını Oku »

12 Haziran 2012 Salı

Meyve Çekirdeklerindeki Siyanür Tehlikesi



Olgunlaşmamış, Güneşte Kurutulmuş Siyanojenik Bitki Çekirdeklerindeki Tehlike

Siyanür, siyano grubu (-C≡N ) içeren kimyasal bir bileşiktir. Hidrosiyanik asit ve bu asitten türeyebilen metal tuzlarının genel adıdır [1]. Zehirli olmasından dolayı ve altın, gümüş madenlerini çıkarmak için kullanıldığınde çevreci protestolarla sık sık karşılaşıldığı için halk tarafından bilinen ve duyulan bir bileşiktir. HCN (Hidrosiyanik asit), acı badem kokusunda çok uçucu bir sıvıdır. Siyanürü doğal olarak üreten birçok bitki, bakterive böcek vardır. Kiraz, badem, kayısı, şeftali, erik, fasulye, patates, turp, lahana, şalgam, brokoli ve mısır siyanürlü bileşikleri doğal olarak üretmektedir [1]

Kiraz, acı badem, kayısı, şeftali, erik, armut çekirdeklerinin içinde bulunan amigdalin isimli bileşik vücudumuzda sindirildiği sırada bir siyanür bileşiği olan hidrojen siyanüre (HCN) dönüşür. 

Doğal süreçler, endüstriyel faaliyetler ve tarımsal faaliyetler (pestisit kullanımı) ile siyanür ve siyanür bileşikleri toprak ve suya geçebilmektedir. Suda hidrojen siyanür formu bulunmaktadır. Toprakta bulunan siyanür, toprakta bulunan bazı mikroorganizma türleri tarafından değişik kimyasal türlere dönüştürülür. Fakat yüksek konsantrasyondaki siyanür mikrorganizmalar için de toksik etkiye sahiptir. Bitkiler tarafından en iyi hidrojen siyanür formu alınır [2]. Siyanojenik bitkilerin özellikle çekirdekleri yenildiğinde çekirdeklerinde yoğun olarak bulunan amigdalin vücutta sindirildiğinde HCN’de dönüştürülmektedir.



Benzer şekilde cassava ve lima fasülyesi ile keten yapısında bulunan linamarin bileşiği de vücutta sindirilince HCN’e dönüştürülmektedir [3].

Bu nedenle siyanojenik bitkilerin özellikle çekirdekleri mümkünse tüketilmemeli, tüketiliyorsa da acı çekirdekler kesinlikle yenmemelidir. Çünkü meyve çekirdeklerindeki acılıklık siyanür bileşiklerindek ileri gelmektedir. Bu meyvelerden hazırlanan meyve sularının çekirdekli veya çekirdekisiz olarak preslenmesine bağlı olarak meyve sularında da HCN bulunabilmektedir. Türk Gıda kodeksi yönetmeliğine göre; nugat, badem ezmesi gibi ürünler ve bu ürünlere benzer ürünlerde 50 mg/kg, alkollü içkilerde 1 mg/% alkol, sert çekirdekli meyve konservelerinde 5 mg/kg.  hidrosiyanik asit bulunmasına izin verilmektedir [4].  İnsan vücudu küçük dozlarda siyanür ile başa çıkabilecek yapıdadır. Ağız yolu ile alındığında hidrojen siyanürün ölüme sebebiyet veren dozu 50-100 mg arasındadır. 

Ülkemizde de özellikle çocukların siyanojenik bitkilerin çekirdeklerini yemesi sonucu meydana gelen zehirleneme vakaları mevcuttur. 09.06.2012 tarihli gazete haberine [5] göre; 2 yaşındaki küçük çocuk annesin verdiği kayısı çekirdeğini yediği sırada titremeye ve solunum güçlüğü çekmeye başlamış, hastanede siyanür zehirlenmesi tehşisi konularak, panzehir uygulması yapılıp, kurtarılmıştır.  Zamanında müdahale edilmese kalıcı hasarlar meydana gelebilirdi. Benzer bir vaka örneği Van’da 2010 yılında yaşanmıştır [6]. 4 yaşındaki küçük çocuk kayısı çekirdeği yemiş ve bir süre sonra rahatsızlanmış, hareket kaybı, konuşama güçlüğü komplikasyonları meydana gelmiş, beyninde kalıcı lezyonlar meydana gelmiştir.

Siyanür hücresel hipoksiye yol açan protoplazma zehiridir. Solunum fermentleriyle (sitokrom
oksidaz) birleşerek bunları inaktive eder. Siyanür ve karbonmonoksit mitokondride oksidatif fosforilizasyonu bozar. Elektron taşınmasını engeller. Moleküler karbondioksit ihtiyacını bastırır. Kandan oksihemoglobinin dokulara geçmesini engeller. Beyinde asfiksi sonucu ölüme yol açar. Siyanür zehirlenmesindeki klinik bulgular kan düzeyine göre değişiklik göstermektedir. Hafif olgularda sadece iritasyona bağlı tükürük ve gözyaşı salgısı artarken, orta ve ağır olgularda başağrısı, başdönmesi, kulak çınlaması, sık kusma, konfüzyon, dispne, taşikardi, düzensiz nabız görülür ve bunlar midriasise hatta bilinç kaybı ve komaya yol açar [7].

Siyanür zehirlenmesi olan hastaya  panzehir verilmektedir. Siyanür Antidotları (Panzehir): Siyanür Antidot Kiti: (Amilnitrit, sodyum nitrit, sodyum tiyosülfat) ve Kelocyanor: (Dikobalt EDTA)’dır. Kalıcı hasarlar meydana gelmemesi için kısa sürede müdahale edilmesi gerekmektedir.

Sonuç

Siyanür oldukça zehirli bir bileşik olup, çok çeşitli maruz kalma yolları olması rağmen, gözden kaçan ve hiç aklımıza gelmeyen zehirleneme yollarından bir de siyanojenik bitkilerin olgunlaşmamış çekirdeklerinin, güneşte kurutularak yenmesidir. Bu konuda en fazla zehirlenme vakaları çocuklarda görülmüştür. Bu nedenle özellikle çocuklara bu çekirdekler yedirilmemeli, beklenmedik bir zehirlenme durumunda hızlı bir şekilde sağlık kuruluşuna görütürülerek, sağlık personellerine belirtilerin ilgili çekirdeğin yenmesine mütakip meydana geldiği söylenmelidir.

Dr.Kimyager Hasan ÖZ
hasanmail@hotmail.com

Kaynaklar

[1] Siyanür, Wikipedia Özgür Ansiklopedi, http://tr.wikipedia.org/wiki/Siyan%C3%BCr, Erişim tarihi: 12.06.2012.
[2] Cyanide, Toxicological Profile for Cyanide, ATSDR, July 2006,  http://www.atsdr.cdc.gov/tfacts8.pdf, Erişim Tarihi: 12.06.2012.
[3] Linamarin, Wikipedia The Free Encyclopedia,  http://en.wikipedia.org/wiki/Linamarin , Erişim Tarihi: 12.06.2012
[4] Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği, Ek 12, http://www.gkgm.gov.tr/mevzuat/kodeks/kodeks_ekleri/ekler/Gida_Kodex_ek12.htm , Erişim Tarihi:12.06.2012
[5] Fatih Şendil, Kayısı çekirdeğindeki siyanür öldürüyordu, 09.06.2012, Sabah Gazetesi, http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/06/09/kayisi-cekirdegindeki-siyanur-olduruyordu, Erişim Tarihi:12.06.2012
[6] Kayısı çekirdeğindeki siyanür zehirledi, http://www.ntvmsnbc.com/id/25126742/, Güncelleme:27.08.2010, Erişim Tarihi: 12.06.2012
[7] Saz, E.U., Tekgüç, H., Kalkan, S., Özen, S., Karapınar, B., Kayısı çekirdeğinin yol açtığı ağır siyanür zehirlenmesinde başarılı tedavi, Türk Yoğun Bakım Derneği Dergisi - Journal of the Turkish Society of Intensive Care  2009;7(3):166-169.


Devamını Oku »

6 Haziran 2012 Çarşamba

Şeker Dosyası


Şekerleri Tanıyalım:
Şeker kelimesi genllikle sakkarozun eş anlamlısı olarak kullanılmaktadır. Ülkemizde endüstriyel anlamda şeker, pancar ve mısırdan üretilmektedir. Ülkemizde sakaroz kökenli ve nişasta kökenli olmak üzere iki tür şeker üretimi bulunmaktadır. Bunlar; pancar şekeri ile Glikoz şurubu ve yüksek fruktozlu mısır şurubudur. Bitkilerde bulunan doğal şeker sakkaroz, glikoz ve fruktozdan oluşmaktadır. Bu şeker çeşitleri bitkinin yapısında tek başına bulunabileceği gibi bu şekerlerin karışımı da olabilir.

Şekerleri monosakkaritler, disakkaritler, oligosakkaritler ve polisakkaritler olarak dört sınıfa ayırmak mümkündür. Glikoz, fruktoz ve galaktoz  gibi basit şekerler monosakkarit olarak isimlendirilmektedir. Genel formülleri C6H12O6 şeklindedir. Monosakkaritler 5 tane hidroksil grubu (-OH), bir tane karbonil grubu (C=O) ve bir halka yapısından oluşurlar. Monosakkaritler suda çözünürler [1].

Sakkaroz (veya sükroz olarak da adlandırılmaktadır=çay şekeri), maltoz (arpa şekeri) ve laktoz (süt şekeri) gibi iki basit şekerin birleşmesiyle oluşan şekerler de disakkaritler olarak gruplandırılmaktadır. Genel formülleri C12H22O11 şeklindedir. Bir disakkarit molokülü iki monosakkarit molekülünün glikozit bağı ile bağlanamsı sonucu oluşur. İnsanlar yedikleri disakkaritleri monosakkaritlere parçalarlar [1].

Glikoz + Glikoz = maltoz + H2O
Glikoz + Fruktoz = sakkaroz + H2O
Glikoz + Galaktoz = laktoz + H2O

3 ile 6 arasında monosakkaritin glikozit bağı ile birleşmesi sonucu oluşan şekerler oligosakkaritler olarak isimlendirilmektedir. Örneğin raffinoz (şeker kamışında ve okaliptüs türü ağaçlarda bulunur); glikoz + fruktoz + sakkaroz moleküllerinin birleşmesiyle oluşmuştur.

Çok sayıda monosakkaritin dehitratasyonu (su açığa çıkartması)  sonucu oluşan büyük moleküllü şekerler polisakkaritler olarak isimlendirilmektedir. Temel yapı birimleri glikozdur[2]. Şekerler monosakkarit olarak depolanamaz. Bu yüzden şekerler polisakkarit olarak depolanmaktadır. Örneğin nişaşta, selüloz, glikojen, kitin.

Şeker Üretimi:

Her bitkinin bünyesinde şeker bulunmaktadır. Ancak ekonomik olarak şeker üretilebilecek iki şeker türü vardır: Şeker kamışı ve şeker pancarı. Şeker kamışı tropikal ve yarı tropikal bölgelerde yetiştirilmektedir. Ülkemizde şeker kamışı tarımı yapılmamaktadır. Dünyada üretilen şekerin %60’ı şeker kamışından elde edilmektedir. Ülkemizde şeker üretimi şeker pancarından gerçekleştirilmektedir.

Eylül-Kasım aylarından hasadı yapılan şeker pancarı fabrikaya taşınır ve silolarda stoklanır. Şeker pancarı üzerindeki fiziksel kirler ve toprak su ile yıkanır. Bantlar yardımıyla işlem yapılacak alana taşınırlar. Öncelikle pancarlar pancar bıçakları yardımıyla prizma şeklinde kesilerk kıyım haline getirilir ve difüzör öncesi haşlama teknesine gönderilir. Ham şerbetin oluşturulduğu makineye difüzör adı verilmektedir. Haşlama teknesinde 70oC sıcaklıktaki ham şerbetle karıştırılarak haşlanır. Buradaki şerbetin bir kısmı arıtma ünitesine gönderilir. Geri kalan kıyım şeker pancarı difüzyon kulesinden uzaklaştırılarak; hayvan yemi yapımında kullanılır. Bu işlem sürekli devirdaim şeklinde devam eder. Difüzörden arıtıma gönderilen  ham şerbet içerisinde % 15 oranında şeker ve şeker olmayan yabancı maddeler bulunmaktadır. Arıtmanın ilk basamağında ham şerbet %1-2 oranında kireç sütü ile karıştırılır. Bu karıştırma kademeli olarak yapılır ve ham şerbetin pH’sı kademeli olarak yükseltilir. Böylelikle ham şerbet içersindeki asitler nötürleştirilir ve çözünmeyen kalsiyum tuzları kopleksleri halinde çöktürülür. Ayırıca pH arttıkça ham şerbet içerisindeki kolloidler pıhılaşır ve buruşurlar. Bu şekilde soğuk kireçlemenin ardından sıcak kireçleme aşamasına geçilir. Bu aşamada şeker stabil hale gelir, invert şekerler de parçalanır. Kireçleme işleminin ardından şerbete CO2 verilerek karbonatlanır. Burada daha önce oluşan sakkartlar bozunur ve kirecin fazlası CaCO3 şeklinde çöktürülür. Karbonatlama işlemi pH ve sıcaklık kontrollüdür. Karbonatlama işlemi sonrasında filtrelerden geçirilen şerbet; şeker içerikli sulu şerbet haline gelir. Arıtılmış şerbetin suyu uzaklaştırılır. Öyle ki suyu uzaklaştıkça rengi koyulaşır. Bu noktadan sonra santrüfüjlenerek; son şeker ve malas şeklinde ayrılır. Melas yem fabrikaları tarafından kullanılabilir [3, 4, 5].

Şeker Metabolizması:

Yetişkin bir insan günlük kalori gereksinimin %40-50 gibi büyük bir kısmın karbonhidratlardan sağlamaktadır. Günde yaklaşık 300 g karbonhidrat alınır ki bunun büyük bir bölümünü nişasta (160 g) ve sakkaroz (120 g) oluşturmaktadır. Ayrıca bir miktar laktoz (30 g) ve glukoz ile fruktoz (10 g) da alınır. Günlük diyetimizde çeşitli gıda maddeleriyle aldığımız, değişik türdeki şekerler sindirim kanalında, bazı enzimlerin etkisiyle, hidrolitik olarak yıkılır ve bağırsaklardan emilir hale gelirler. Besinlerle alınan karbonhidratların bağırsak duvarından emilebilmeleri için monosakkarit haline geçmeleri gerekir, aksi halde emilemezler ve dışarı atılırlar.Bu monosakkaritlerin küçük bir kısmı, bağırsak bakterileri tarafından fermentasyona uğratılır. İnce bağırsak mukozasından emilen monosakkaritlerin büyük kısmı vena portaya, küçük bir kısmı ile lenf damar sistemine geçer. Yararlanılabilen hegsozlardan (6 karbonlu şekerler) karaciğerde glikojen meydana gelir. Bunların bir kısmı dolaşım sistemine karışır. Bir kısım hegsozlar kaslara özel glikojeni meydana getirirler. Vücutta toplam 225 g kadar glikojen vardır [6].

Mısır Şurubu ve Sağlık Üzerine Etkileri:

Son günlerin tartışmalı konularından biri mısır şurubunun gıda maddelerinin hazırlanmasında maliyet düşürücü olarak kullanılmasının insan sağlığı üzerindeki etkisidir. Şeker pancarından elde edilen, beyaz kristalize sakkaroz glikoz + fruktozdan oluşmaktadır. Ticari olarak; tek başına fruktoz ise mısır nişastasından elde edilmektedir. Uzun süredir Amerika’da şeker kamışı yada pancarı pahalı olduğu için alternatif olarak mısır şurubu kullanılmaktadır. Fruktoz , birçok besin maddesinde bulunan altı karbonlu bir monosakkarittir. Beyaz katı bir görünüme sahip olan fruktoz, suda çok kolay çözünür [7].  Fruktoz glikoz ve sakkarozo göre daha tatlı bir şekerdir. Bu nedenle gıda endüstrisinde sıklıkla kullanılmaktadır. Tatlılık derecesi sakkaroza göre %40-70 oranında daha fazladır [ 8, 9 ].  

Kristalin fruktoz ve yüksek fruktozlu mısır şurubunun çoğu zaman aynı ürün oldukları yanılgısına düşülmektedir. Kristalin fruktoz, genellikle fruktozca zengin bir tür mısır şurubundan üretilen ve sadece fruktoz içeren bir ürün, yani monosakkarittir.  Ancak yüksek fruktozlu mısır şurubu, eşit miktarlarda glukoz ve fruktoz karıştırılarak elde edilmektedir.  Yüksek fruktoz içeren mısır şurubunun tatlandırıcı olarak kullanımı 1960’lı yılların ortasında başlamıştır. Mısır şurubu, gıdaların raf ömrünü uzatması, daha tatlı olması, kurumayı önlemesi, geç kristalleşmesi, fermantasyona uygun olması, özgün tadı maskelememesi ve daha ucuz olması nedeniyle üreticiler tarafından sakkaroz ve glikoz şuruplarınnın yerine tercih edilmektedir. Yüksek fruktoz içeren mısır şurubunun elde edilmesi sırasında, mısır nişastası enzimatik hidroliz ile glikoza parçalandıktan sonra, glikoz moleküllerinin bir kısmı izomerizasyon ile fruktoza dönüştürülmektedir. Piyasada bulunan mısır şurupları, % 42-55 oranında fruktoz ve glikoz içermektedir. 

2012/2013 üretim yılı için Türkiye Şeker Kurumu nişasta bazlı şeker kotasını 244 bin ton olarak belirlemiştir. Aynı dönem içerisinde ülkemizdeki şeker pancarı kotası 2288 bin ton, toplam ülke kotamız 2532 bin ton olarak belirlenmiştir [10]. Yani izin verilen nişasta bazlı şeker kotasının toplam kotadaki oranı % 9.64’tür.

Metabolik olarak fruktoz sindirime uğradığında hem ATP oluşumuna katkıda bulunmakta hem de kısmen glikoza kısmen de trigliseride dönüşmektedir. Fruktozun glikozdan farklı olarak olarak direkt yağ asitlerine dönüşüyor olması obezite ve karaciğer yağlanması ile ilişkili olduğunu düşündürmektedir. Sağlık açısından mısır şurubu şeklinde vücuda alınan fruktozun insulin direnci, trigliserid artışı ve karaciger yağlanmasına neden olduğu bildirilmektedir. [11, 12, 13]. Ayrıca fruktozun mevcut pankreas kanser hücrelerinin laboratuar ortamında çoğalmasına neden olduğu saptanmıştır [14]. Fruktozun insan sağlığı üzerindeki bu etkileri bildirilmesine karşılık; insanlar üzerinde yapılan çalışmalarda, mısır şurubunun sağlık üzerine etkileri çok kısa dönemler için incelendiği için genel bir görüş oluşturmak mümkün yanlıştır. Çalışmalarda elde edilen veriler mısır şurubundaki fruktozdan değil, saf fruktozdan elde edilen verilerdir.

Mısır şurubunun glikoz-fruktoz oranı gıda etiketlerinde belirtilmediğinden ne miktarda fruktoz ya da glikoz alındığı da bilinmemektedir. Şeker Tebliği’nin ambalajlama ve etiketleme bölümünde glikoz şurubunda %5’ e kadar fruktoz bulunabileceği, ürünlerin fruktoz içeriği %5 den büyük ise etiket üstünde belirtilmesi gerektiği bildirilmiştir. Paketlenmiş hazır gıdaların etiketinde genel tanım olarak şeker içerdiği yazılı olup, bunun hangi şeker türünü işaret ettiği belirtilmemektedir.

Hazır gıda ve içeceklere eklenen fruktozun sağlık üzerine olumsuz etkileri hakkında görüş birliği sağlanamamış olda da tüm şeker türlerinin obeziteye neden olması açısından tehliteli olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Özellikle içeceklerle alınan şeker açlık hissini gidermediği halde yüksek kalori alınmına neden olmaktadır. Bu nedenle günlük şeker ihtiyacının doğal besinlerden alınması, içecekler içerisinde ilave şeker olduğu için bu tür içeceklerin kullanımının azaltılması gerekmektedir. Tüm şeker türlerinin aşırısı alındığında obeziteye neden olduğu ve obezitenin de bir çok hastalığın nedeni olduğu bilinmektedir. Bu nedenle özellikle çocuklarda şeker ilave edilmiş hazır içecek vey yiyeceklerin azaltılması gerekmektedir.

Dr.Kimyager Hasan ÖZ
hasanmail@hotmail.com


Kaynaklar

[1] Buss, David; Robertson, Jean (1976). Manual of Nutrition; Ministry of Agriculture, Fisheries and Food. London: Her Majesty's Stationery Office. pp. 5–9.
[4] How Beet Sugar is Made - the Basic Story: http://www.sucrose.com/lbeet.html
[6] Karbonhidratlar, Anadolu Üniversitesi, Açık Öğretim Yayınları: https://www.anadolu.edu.tr/aos/kitap/EHSM/1214/unite03.pdf
[7] Wolfgang Wach "Fructose" in Ullmann's Encyclopedia of Industrial Chemistry 2004, Wiley-VCH, Weinheim.
[9] Krause MV, Mahan LK. Food, nutrition and diet therapy. 7th ed. Philadelphia: WB Saunders Company, 1984. Alıntı: Bray GA, Nielsen SJ, Popkin BM. Consumption of high-fructose corn syrup in beverages may play a role in the epidemic of obesity. Am J Clin Nutr., 79(4):537-43, 2004.
[11] Stanhope KL, et al. (2009). Effects of consuming fructose or glucose-sweetened beverages for 10 weeks on lipids, insulin sensitivity and adiposity. J. Clin. Invest. 119: 1322–34.
[12] Havel PJ. Dietary fructose: implications for dysregulation of energy homeostasis and lipid/carbohydrate metabolism. Nutr Rev, 63: 133–57, 2005.
[13]  Bantle JP, et al. (2000). Effects of dietary fructose on plasma lipids in healthy subjects. Am. J. Clin. Nutr. 72:1128–34.
[14] Liu H, Huang D, McArthur DL, Boros LG, Nissen N, Heaney AP. Fructose induces transketolase flux to promote pancreatic cancer growth. Cancer Res. 70(15):6368-76, 2010.

Devamını Oku »